01 03 2012

İnsanları Anlamak

İnsanları anlamak gerekmez, öyledirler. Kabul edecek ve beklentini düşüreceksin ve doğru bildiğini yapmaya en iyi yapmaya devam edeceksin. Herkes işini iyi yapacak. Kimseyi, önce kendini kandırmadan. Ünlü 'Persopolis' filminde büyükannesini torununa verdiği öğütde olduğu gibi: "Önce kendine dürüst olacaksın".
 
Dün idefixe'den istediğim kitapları içindeki İngeborg Bachmann'ın 'Malina' isimli kitabının tanıtımı şöyle: "Faşizim, atılan bombalarla başlamaz, her gazetede üzerinde bir şeyler yazılabilecek olan terörle de başlamaz. Faşizm, insanlar arasında ilişkilerde başlar, iki insan arasındaki ilişkide başlar".
 
Sağda ve solda ve her yerde cahil ve okumayan, sorgulamayan, kendine demokrat, ayak üstü yanlı yargılayıcı insanlara dolu etrafımız. En yakın arkadaşlarımız da buna dahil. Çoğu zaman özellikle kızgın anlarımızda kendimizde yakınlarımıza ve arkadaşlarımıza karşı faşist tavırlar içine girebiliyoruz. İhsan Eliaçık'ın yazısındaki gibi tek çare kendimiz için 'tesbih sorusu' sormak ve anlamayı değil kendimizi eleştirdiğimiz şeyler kendimizini yapmaması için kendimizi eğitmek, olgunlaşmak. Kendimizin demokratlığı içselleştirmesi.
 
Yalnız bu çok zor ve çok dayanıklı olmayı gerektiriyor. Bu dayanıklılığa herkes (ünlü yazarlar için de geçerli) sahip değil ve dayanamayan insanların sonları ya intihar ya da budizme yönelmek oluyor. Ben, budizmin intihardan daha doğru olduğunu düşünüyorum. Hiç olmazsa hayatta kalıyor ve zaman zaman hayata katılmaya ve deneyim aktarmaya devam edebiliyorsun. Ve 24 saat içinde bunaldığın zaman girip çıkabildiğin bir alan (örn. Meditasyon). Ama intihar öyle değil. Tekrar dünyaya geri gelemezsin. İslamiyet Budizmin sağladığı olanaklara sahip değil, çünkü iktidarı amaçlıyor. Ama İsyamiyeti kabul edersen, bütün kitaplı dinlerde olduğu gibi onunu da geleneğinde Budizmin benzeri dervişlik var. Kendini dünya nimetlerine ve hayatına kapatıp insanlardan ve bu dünya nimetlerinden hayatta iken vaz geçebilirsin.
 
Ama yine de anlama çaban varsa, İhsan Eliaçık'ın önerisini her siyasi düşünceyi anlamak için ve faşizm karşıtılığı için kulanabilirsin:
 
 
"Ben buna “tesbih sorusu” diyorum. Laik ve dini kesimlere ömürlerinde hiç olmazsa bir defa böyle bir soruyu sormalarını tavsiye ediyorum. Ciddiye alarak, laf olsun diye değil; içten gelerek…
Şöyle:
Laik kesim kedisine “Acaba biz gerçekten dinsizlik mi yapıyoruz?” diye soracak.
Dini çevreler de “Acaba biz gerçekten din istismarı mı yapıyoruz?” diyecek.
Her iki tarafta kendini bu sorular zaviyesinden sorgulayacak.
Laik çevreler din, İslam, şeriat konularında önyargılarını kırıp ciddi bir okuma, anlama, araştırma sürecine girecek.
Dini çevreler de cumhuriyet, Atatürk, laiklik vs. konularında aynı şeyi yapacak.
Aynı şey sağ-sol, Türk-Kürt, Alevi-Sünni çevreleri için de geçerli.
 
Yöntem basit: Karşı tarafın temel iddiasını ömürde bir kez olsun inanarak, içtenlikle kendinize soracaksanız."

133
0
0
Yorum Yaz