05 10 2011

YÖNETMEK İÇİN RUHLARI YÖNETMEK HAKKINDA

YÖNETMEK İÇİN RUHLARI YÖNETMEK HAKKINDA

(Ayn Rand’ın Hayatın Kaynağı romanında Ellsworth M. Toohey  ile Peter Keating’in diyaloğundan)

Alıntının kaynağı:

Ayn Rand, “Hayatın Kaynağı”, Plato Film Yayınları, ikinci basım, 2008.

http://www.idefix.com/kitap/hayatin-kaynagi-ayn-rand/tanim.asp?sid=RQR3T27XNK5KH0CWVV76

Ayn Rand ve Hayatın Kaynağı romanının özeti hakkında ek bilgi için bkz.: http://dipnotkitap.net/ROMAN/HayatinKaynagi.htm

- “Yöneten ben olacağım.

- Kimi?

- Seni. Dünyayı. Bütün mesele kaldıracın sapını bulabilmekte. Bir tek insanın ruhunu nasıl yönetebileceğini öğrendin mi, diğer bütün insanları da elde edebilirsin. Mesele ruhta Peter, ruhta…… Ruh aslında yönetilemeyen şeydir, Peter. Onu kırmak, çökertmek gerekir. Oraya bir çomak sok, parmaklarını batır, adamı elde ettin demektir…. Onu bir kere geri vitese taktın mı, içindeki mekanizma her şeyi kendi kendine, senin istediğin gibi yapar. Adamı kendisine karşı kullanacaksın. Nasıl yapılır bilmek ister misin?...... Bunu yapmanın bir çok yolu vardır. Biri şöyle: Adamın kendini küçük hissetmesini sağla. Suçlu hissetsin kendini. Umutlarını ve kişiliğindeki dürüstlüğü öldür……. Bir iç yozlaşmışlıkla öldür dürüstlüğü…. Benliğini sil, diye öğütler ver. Başkaları için yaşamalısın, de ona. En önemli şey hayırsever olup bağışlar, yardımlar yapmaktır, kendinden vermektir, de. Bunu tam anlamıyla hiç kimse yapamamıştır, yapamayacaktır da. Ama neler sağlayacağını görebiliyor musun? O adam kendine en soylu sevap olarak kabul ettiği şeye asla ulaşamayacağını hemen görecektir. O zaman suçluluk duyacak, kendini günahkâr hissedecek, değersiz biri olduğuna inanacaktır. En yüce ideal onun ulaşamayacağı yerde olunca, bu sefer tüm ideallerinden, tüm umutlarından, tüm öz değerler inancından vazgeçecektir. Yapamadığı şeyi başkalarına öğütleme zorunluluğu duyacaktır. İnsan yarı iyi, ya da  yarı dürüst olamaz. Kişilik bütünlüğünü sürdürmek zor savaştır. Kendi içinin yozlaşmış olduğunu bile bile, böyle bir şeyi sürdürmeye neden uğraşsın? Ruhu o zaman kendine saygı duymayı bırakır. Artık elindedir o adam. Söz dinleyecektir. Memnun olacaktır söz dinlediğine. Çünkü kendine güvenemez. Güvensiz hisseder. Kirli hisseder. Bir yolu bu.

Bir başka yolunu daha anlatayım. Adamın değer yargılarını öldür. Büyüklük denilen şeyi tanıma ya da ona ulaşma kapasitesini öldür. Büyük insanlar yönetilemez. Biz büyük adam filan istemiyoruz. Ama büyüklük kavramını inkâr etme. Onu içinden yık. Büyük şey nadir ortaya çıkan, zor elde edilen istisna bir şeydir. Öyle standartlar koy ki,  onlara herkes ulaşabilsin. En sıradan olanı da, en yeteneksiz olanı da, en beceriksiz olanı da. O zaman bütün insanların, büyük ya da küçük herkesin içindeki başarma çabasını öldürürsün. Daha iyiye gitme, mükemmele ulaşma, kusursuzluğa varma hevesini öldürürsün. Roark’a gül, Peter Keating büyük mimar, diye tanıt. O zaman mimarlığı mahvetmeyi başarmışsın demektir. Lois Cook’u yücelt, kabul ettir, edebiyatı da mahvettin demektir. Ike’a alkış tut, tiyatroyu da yıkmış olursun. Lanvelot Cloke’yi öv, basını da çökertmişsin demektir. Büyük anıtları yıkmaya kalkma. O zaman insanları ürkütürsün. Sen vasatı, sıradanı, değersizi öv; o zaman büyük anıtlar zaten kalmaz.

Bir başka yolu daha var. Güldürerek öldür. Gülmek, insan neşesinin aracıdır. Onu bir yıkım aracı olarak kullanmayı öğren. Çevirip alay etmek için kullan. Çok basit. Her şeye gülmelerini söyle onlara. Mizah anlayışı sınırsız bir sevaptır, de. Ruhunda hiçbir kutsal şey bırakmazsan, ruhu, kendi gözünde kutsal olamaz artık. Saygıyı öldürdün mü, insanın içindeki kahramanlığı da öldürmüş olursun. İnsan kıkır kıkır gülerek saygı gösteremez. Söz dinler ve bu söz dinleyişine sınır koyamaz. Neye olsa güler artık. Hiçbir şey gülünemeyecek kadar ciddi değildir onun gözünde.

Bir yolunu daha ister misin? En önemlisi bu. İnsanların mutlu olmasına izin verme. Mutluluk kendine yeterli bir duygudur ve insanı kendi içine döndüren bir özelliği vardır. Mutlu insanların sana ayıracak zamanı da yoktur, sana önem de vermezler. Mutlu insanlar özgür insanlardır. Demek ki onların yaşama sevincini öldürmen gerekir. Onların gözünde değerli ve önemli olan ne varsa al ellerinden. İstedikleri şeyi elde etmelerine asla izin verme. Kişisel arzu denen şeyin kötü olduğuna inandır onları. “İstiyorum” demeyi doğal hakları sayamayacak düzeye indir. Bundan utansınlar. Bu noktada yardımseverlik çok işe yarayacaktır. Mutsuz insanlar sana gelir. Sana ihtiyaç duyarlar. Avutulmak için, destek bulmak için, kurtulmak için gelirler. Doğada boşluğa, vakuma yer yoktur. İnsanın ruhunu boşalttın mı, yerine sen doldurabilirsin. Neden bu kadar şoke olmuş göründüğünü anlayamıyorum, Peter. Bu hile içlerinden en eskisi. Dön de tarihe bak bir kere. Bütün büyük ahlâk sistemlerine bak. Ta Doğu dünyasından başlayarak. Hepsi de kişisel zevki feda etmeyi öğütlemiyor mu? O laf kalabalığının altında hep aynı amaç yok mu? Feda et, kapılma, kendini inkâr et. Yalan mı? Hep tekrarlayıp durdukları nakaratı bilmiyor musun? ‘Vazgeç, vazgeç, razı ol, razı ol’. Günümüzün manevi atmosferine bir bak. Keyifli olan ne varsa, sigaradan tut da sekse, ihtirasa, kâr etmeye kadar, hepsi günah sayılıyor. Bir şeyin seni mutlu ettiğini kanıtladığın anda, o şeyi lanetlemiş sayılıyorsun. Bu aşamalara vardık artık. Mutluluğu suçluluğa bağladık. Ve tabii insanoğlunu da gırtlağından yakaladık. İlk doğan çocuğunu kurban et… Çivilerle dolu bir tahtanın üzerinde yat… Çöle yürü, bedenine eziyet et… Dans etme… Pazar günleri sinemaya gitme… Zengin olmaya çalışma… Sigara içme… İçki içme… Hep aynı terane. Aynı öğüt. Budalalar bu tür tabuları yalnızca bir saçmalık sanıyorlar. Geçmişten kalma, demode şeyler, diyorlar. Ama saçmalıkların hep bir amacı vardır. Bir çılgınlığı incelemeye gerek yok, yalnızca kendine, neye yaradığını, neyi sağladığını sor, yeter. Hangi ahlâk sistemi fedakârlık öğütlüyorsa, sonunda bir süper güç haline gelmiş, milyonları yönetmiştir. Tabii üstünü biraz süslemek gerek. İnsanlara, kendilerini mutlu eden her şeyi feda ettikleri zaman, daha yüce bir mutluluğa ulaşacaklarını söylemek zorundasın. Bu konuda çok fazla açık seçik olman da gerekmez. Koca koca, anlamı belirsiz kelimeler kullan.”Evrensel uyum”, “Ebedi Ruh”, “İlahi amaç”, “Nirvana”, “Cennet”, “Irksal üstünlük”, “Proleterya Diktatörlüğü”. Mesele içerden çöküş, Peter. Yöntemlerin en eskisi bu. Bu fars (güldürü-U.G notu) yüzyıllardır oynanıyor, insanlar da hâlâ yutuyor. Oysa sınaması öyle kolay ki! Kendine peygamber diyenlerin ne söylediğine kulak kabart. Eğer fedakârlıktan söz ediyorsa hemen kaç oradan. Vebadan kaçar gibi olanca hızınla kaç. Ortada bir fedakârlı oldu mu, mantıksal olarak feda edilen o şeyleri toplayacak birileri de olacağı kesin zaten. Hizmet varsa hizmet edilen birileri de var demektir.

Sana fedakârlıktan söz eden adam, aslında kölelerle efendilerden söz ediyor demektir. Kendisi efendi olmak niyetindedir. Ama eğer sana mutlu ol diyen, bu senin doğal hakkından diyen, ilk görevin kendine karşıdır, diyen birini bulursan, o adam senin ruhunun peşinde değil demektir. O adamın senden kazanacağı hiçbir şey yoktur. Ama öyle biri ortaya çıktığında, hepiniz o boş kafalarınızla avaz avaz haykırmaya başlarsınız. Bencil bir canavar bu adam dersiniz. Böyle olunca da, soygun daha yüzyıllarca devam edecek demektir. Ama bu arada, ağzımdan çıkan bir şeye dikkat etmişsindir belki. Bir ara ‘mantıksal olarak’ diye bir söz kullandım. Anlamıyor musun? İnsanların kendilerini senden korumak için bir silahı var: Mantık. Bu yüzden, onu onların elinden mutlaka alman şart. Mantık kötüdür deme sakın. Bazıları onu da yapacak kadar ileri gitmiş, beklenmedik başarılara da ulaşmışlardır gerçi. Ama sen mantık sınırlıdır de, yeter. Onun daha üstünde başka şeyler var, de. Nedir? O konuda pek açık seçik olmasan da olur. Vahiy dersin, İlahi Sezgi dersin, Diyalektik Materyalizm dersin. Eğer bir yerde yakayı ele verirsen, birisi sana, doktrinin mantıksız derse, ona da hazırsın demektir, böylelikle. Mantığın ötesinde başka şeyler var, dersin ona. Düşünmeye çalışma, hisset dersin. İnanman gerek dersin. Mantığı bir kere kenara ittirdin mi, artık meydan senindir. Ne kadar, neye ihtiyacın olsa elinde sayılır. O adamı elde etmişsin artık demektir. Düşünen adamı yönetebilir misin? Biz düşünen adamlar istemiyoruz.”

UG notu:

Rand'ın profesyonel anlamda ilk büyük başarısı olan ve yazımı 7 sene süren Hayatın Kaynağı(The Fountainhead) romanı 1943yılında ABD’de yayınlandı.Roman 12 yayıncı firma tarafından "fazla entelektüel ve Amerikan düşünce tarzına karşı"olması gerekçesiyle geri çevrildi, "bu kitabı okuyacak bir kitle yok"'tu.

Hayatın Kaynağı'nın teması "insanın ruhundaki bireycilikve kollektivistlik"tir. Beş ana karakteri konu alır. Başkahraman Howard Roark, Rand'ın idealidir, yüce ruhlu, kendi fikirlerine ve ideallerine güçlü biçimde bağlı, hiç kimsenin bir başkasının tarzını herhangi bir alanda, özellikte mimaride kopya etmemesi gerektiğini düşünen bir mimar. Romandaki diğer tüm karakterler yoğunluğu değişmekle birlikte ondan değerlerinden feragat etmesini talep ederler, ama o kararlılığını muhafaza eder. Roark'ın ilginç bir başka yönü de, bu savaşını alışılagelmiş diğer kahramanlar gibi özgünlüğü ve dünyanın adaletsizliği ile ilgili uzun ve tutkulu monologlara girerek değil, aksine kibirli, neredeyse küçümseyici bir suskunluk ve birkaç küçük söz ile yapar.

Rand'ın "magnum opus"u, en büyük eseri Atlas Vazgeçti'dir. (Atlas Shrugged) 1957yılında yayımlanmış ve dünya çapında bir bestseller olmuştur. (Kitabın adının Türkçe karşılığı ve ikinci çevirisinin adı "Atlas Silkindi"'dir. Dünyayı sırtında taşıyan Atlas'ın artık vazgeçtiğine yapılan bir göndermedir. İlk Türkçe çevirisinde "Atlas Vazgeçti" ismi kullanılmıştır.) Atlas Vazgeçti, Ayn Rand'ın objektivist felsefesini en iyi ve bütün şekilde anlattığı romanıdır. Kitapta yer alan şu sözleri düşüncesini özetler:

"Benim felsefem, özünde, hayattaki ahlâki amacı kendi mutluluğu olan, varlığının yegane amacı ve en yüce eseri olarak yaratıcı üretkenliğini gören kahramansı bir varlık, bir insan konseptidir."

Atlas Vazgeçti'nin ana teması "insan aklının toplumdaki rolü" dür. Rand sanayiciyi tüm toplumlardaki en değerli organ olarak görür ve sanayicilere karşı duyulan genel kızgınlığı son derece sert bir biçimde eleştirir. Bu duyguları onu Amerikalı sanayicilerin greve gittiği ve dağlık bir alanda saklanmayı seçtiği bir roman yazmaya iter. Toplumun sömürücü olarak gördüğü, aşağıladığı ve suçladığı bu idealist, yaratıcı insanların kaçmasıyla Amerikan toplumu ve ekonomisi genel anlamda çöküşe girer. Hükümet sanayi üzerindeki zaten boğucu olan kontrollerini artırarak tepki gösterir. Roman her ne kadar politik bir temayı merkez almışsa da seks, müzik, tıp ve insan yetenekleri gibi birçok farklı ve kompleks meseleyi irdeler.

Nottaki bilgiler http://tr.wikipedia.org/wiki/Ayn_Rand   adresinden alınmıştır.

Derleyen Umur Gürsoy, 05.10.2011 

440
0
0
Yorum Yaz